★ ★ ★ 

Göklerle temasa geçin..! 501 Görüntüleme

Bu Videoyu Paylaşın

Zeminde dörtyüzbin muhtelif ayrı ayrı nebatatın ve hayvanatın taifelerini,

hiçbirini unutmayarak, şaşırmayarak,

vakti vaktine kemal-i intizam ile hikmet ve inayet ile terbiye ve idare eden

ve küre-i arzın sîmasında hâtem-i ehadiyeti vaz'eden;

bilbedahe belki bilmüşahede rahmettir ve o rahmetin vücudu,

bu küre-i arzın sîmasındaki mevcudatın vücudları kadar kat'î olduğu gibi,

o mevcudat adedince tahakkukunun delilleri var.

 

Evet zeminin yüzünde öyle bir hâtem-i rahmet ve sikke-i ehadiyet bulunduğu gibi,

insanın mahiyet-i maneviyesinin sîmasında dahi öyle bir sikke-i rahmet vardır ki,

küre-i arz sîmasındaki sikke-i merhamet ve kâinat sîmasındaki sikke-i uzma-yı rahmetten daha aşağı değil. Âdeta binbir ismin cilvesinin bir nokta-i mihrakıyesi hükmünde bir câmiiyeti var.

 

Ey insan, hiç mümkün müdür ki:

Sana bu sîmayı veren, o sîmada böyle bir sikke-i rahmeti ve bir hâtem-i ehadiyeti vaz'eden zât,

seni başı boş bıraksın;

sana ehemmiyet vermesin;

senin harekâtına dikkat etmesin;

sana müteveccih olan bütün kâinatı abes yapsın;

hilkat şeceresini meyvesi çürük, bozuk ehemmiyetsiz bir ağaç yapsın!

Hem hiç bir cihetle şübhe kabul etmeyen ve hiç bir vechile noksaniyeti olmayan, Güneş gibi zahir olan rahmetini ve ziya gibi görünen hikmetini inkâr ettirsin. Hâşâ..

Sözler, 12

 

Adalet-i mahza ile adalet-i izafiyenin izahı şudur ki:

 مَنْ قَتَلَ نَفْسًا بِغَيْرِ نَفْسٍ اَوْ فَسَادٍ فِى اْلاَرْضِ فَكَاَنَّمَا قَتَلَ النَّاسَ جَمِيعًا âyetin mana-yı işarîsiyle:

Bir masumun hakkı, bütün halk için dahi ibtal edilmez.

Bir ferd dahi, umumun selâmeti için feda edilmez.

Cenab-ı Hakk'ın nazar-ı merhametinde hak haktır, küçüğüne büyüğüne bakılmaz.

Küçük, büyük için ibtal edilmez.

Bir cemaatin selâmeti için, bir ferdin rızası bulunmadan hayatı ve hakkı feda edilmez.

Hamiyet namına rızasıyla olsa, o başka mes'eledir.

 

Adalet-i izafiye ise:

Küllün selâmeti için, cüz'ü feda eder.

Cemaat için, ferdin hakkını nazara almaz.

Ehvenüşşer diye bir nevi adalet-i izafiyeyi yapmağa çalışır.

Fakat adalet-i mahza kabil-i tatbik ise, adalet-i izafiyeye gidilmez, gidilse zulümdür.

Mektubat, 54

 

Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm'ın ümmetine karşı kemal-i şefkat ve merhametini ifade ediyor.

Evet, rivayet-i sahiha ile mahşerin dehşetinden herkes hattâ enbiya dahi "nefsî, nefsî" dedikleri zaman, Resul-i Ekrem Aleyhissalâtü Vesselâm "ümmetî, ümmetî" diye re'fet ve şefkatini göstereceği gibi, yeni dünyaya geldiği zaman ehl-i keşfin tasdikiyle vâlidesi onun münacatından "ümmetî, ümmetî" işitmiş.

Hem bütün tarih-i hayatı ve neşrettiği şefkatkârane mekârim-i ahlâk, kemal-i şefkat ve re'fetini gösterdiği gibi;

ümmetinin hadsiz salavatına hadsiz ihtiyaç göstermekle,

ümmetinin bütün saadetleriyle kemal-i şefkatinden alâkadar olduğunu göstermekle hadsiz bir şefkatini göstermiş.

İşte bu derece şefkatli ve merhametli bir rehberin sünnet-i seniyesine müraat etmemek, ne derece nankörlük ve vicdansızlık olduğunu kıyas eyle.

Lem'alar, 20

 

Cenab-ı Hakk'ın hadsiz merhameti olduğu gibi, hadsiz bir muhabbeti de vardır.

Bütün kâinattaki masnuatın mehasini ile ve süslendirmesiyle kendini hadsiz bir surette sevdirdiği gibi; masnuatını, hususan sevdirmesine sevmek ile mukabele eden zîşuur mahlukatı sever.

Cennet'in bütün letaif ve mehasini ve lezaizi ve niamatı, bir cilve-i rahmeti olan bir zâtın nazar-ı muhabbetini kendine celbe çalışmak, ne kadar mühim ve âlî bir maksad olduğu bilbedahe anlaşılır. Madem nass-ı kelâmıyla;

onun muhabbetine, yalnız ittiba-ı Sünnet-i Ahmediye (A.S.M.) ile mazhar olunur.

Elbette ittiba-ı Sünnet-i Ahmediye (A.S.M.),

en büyük bir maksad-ı insanî ve en mühim bir vazife-i beşeriye olduğu tahakkuk eder.

Lem'alar, 59

 

Evet mü'min, kardeşini sever ve sevmeli.

Fakat fenalığı için yalnız acır.

Tahakkümle değil, belki lütufla ıslahına çalışır.

Onun için nass-ı hadîs ile: "Üç günden fazla mü'min mü'mine küsüp kat'-ı mükâleme etmeyecek."

 

Eğer esbab-ı adavet galebe çalıp, adavet hakikatıyla bir kalbde bulunsa;

o vakit muhabbet mecazî olur, tasannu' ve temelluk suretine girer.

 

Ey insafsız adam!

Şimdi bak ki: Mü'min kardeşine kin ve adavet ne kadar zulümdür.

Çünki nasılki sen âdi küçük taşları, Kâ'be'den daha ehemmiyetli ve Cebel-i Uhud'dan daha büyük desen, çirkin bir akılsızlık edersin.

Aynen öyle de: Kâ'be hürmetinde olan iman ve Cebel-i Uhud azametinde olan İslâmiyet gibi çok evsaf-ı İslâmiye; muhabbeti ve ittifakı istediği halde, mü'mine karşı adavete sebebiyet veren ve âdi taşlar hükmünde olan bazı kusuratı, iman ve İslâmiyete tercih etmek, o derece insafsızlık ve akılsızlık ve pek büyük bir zulüm olduğunu aklın varsa anlarsın!..

 

Evet, tevhid-i imanî, elbette tevhid-i kulûbü ister.

Ve vahdet-i itikad dahi, vahdet-i içtimaiyeyi iktiza eder.

Mektubat, 263

Beğenebileceğiniz Videolar

Video Kategorileri

Video Etiketleri